Sansasyon
= Sanat + Politika + Medya +?
Genco
Gulan
New
York'ta yilin en cok konusulan sanat olanin iki kahramanindan
ikincisi Belediye baskani Rudolph Gulliani'idi.
Birinci kahramanin ise bir reklamci mi yoksa
sanatci mi oldugu da iste bu yazinin konusunu olusturuyor.

Damien Hirst, The
Physical Impossibility of Death in the Mind of Someone Living,
1991 Tiger
shark, glass, steel, 5% formaldehyde solution 84
x 204 x 84 inches
|
Gectigimiz
binyilin bu son buyuk sanat olayinda New York belediye baskani
Gulliani, tek basina gosterdigi buyuk
performansla sokaktaki insanin sanata olan ilgisini arttirmis,
kitleleri tekrar muzelere cekmeyi basarmisti.
Seyirci rekoru kiran etkinlik, Baskan Gulliani'nin sergi hakkinda
sikca demec vermesi ve her turlu
medyada boy gostermesi sonucu, bir festivale donusmustu.
Serginin
bu basariyi kazanmasi icin Gulliani sergiyi hic ovmemis tam
tersi her seferinde yerden yere vurmustu.
|
Turkiye'de
de belediye baskanlari her firsatta sanat eserlerine hakeret
edip, tukurur, heykelleri
meydanlardan
kaldirirlar. Her nedense bu tip davranislar Turkiye'de "orgutlu"
bir tepki almaz.
|
Baskan,
Brooklyn
Sanat Muzesindeki Sensation adli sergide sergilenen, Chris
Offili'nin "the Holy Virgin
Mary" adli eserini kamuoyunda elestirip, muzeyi tehdit etmis,
bu olay da buyuk tartismalara ve kitlesel
protestolara neden olmustu. Sonucta Baskanin politik sovu olarak
adlandirilan bu tartisma Sensation adli
serginin seyircisini arttirdi ama Baskanin Eyalet secimlerinde
oyunu arttirip arttirmadigini hep birlikte
onumuzdeki gunlerde gorecegiz.
Sanat ve politikanin cakisip, medyayla
da bize yansidigi bu gibi olaylar dunyanin her tarafinda
oluyor.
Turkiye'de de belediye baskanlari her firsatta sanat eserlerine
hakeret edip, tukurur, heykelleri meydanlardan
kaldirirlar. Her nedense bu tip davranislar Turkiye'de "orgutlu"
bir tepki almaz. Konuya
geri donersek, Gulliani ve Brooklyn Muzesi arasinda dogan
tartismanin en ilginc yani gununuz
sanatinin
bas sehrinde bile bir politikacinin oy ugruna bir sanat eserine
saldirabilmesi degil. Tam tersine,
boyle bir kulturel gerginlik aninda bile taraflarin, orgutlu
olarak protesto gosterilerine katilmalari
ve bariscil bir sekilde, karsilikli olarak dusuncelerini ifade
etmeleri.
Daha
da onemlisi, finansal olarak belediyeye bagli bir kurum olan
Brooklyn Muzesi'nin, ozerk yapisi sayesinde
serginin
kapatilmasina direnmesi, elestirilerin odak noktasini olusturan
eseri de sergiden kaldirmamasi. Bu olayda
her iki taraf icin de kazanan, dusunce ve ifade ozgurlugu. Bunu
saglayan sey de toplumsal bilinc, kitlesel
katilim, kurumsal ozerklik ve bireysel haklari koruyan bir anayasa
mahkemesi.
|
| Sensation,
ilk defa 1997'de Londra'da Royal Academy of Arts'da sergileniyor
ve yapitlar, ozellikle hayvanseverler
derneklerinden ilk tepkileri aliyorlar. |
Sansasyon
(The Sensation)
Bunca
patirtiya neden olan serginin basligi da "Sensation". Sergi, adiyla
sansasyon kelimesini cagristirdigi
gibi icerigi ile de bir anlamda sanat ve sansasyonun iliskisini tartisiyor.
Cikan olaylardan sonra
herkes bir sekilde "sergi amacina ulasti" diyor. Sensation,
ilk defa 1997'de Londra'da Royal Academy of Arts'da sergileniyor ve
yapitlar, ozellikle hayvanseverler
derneklerinden ilk tepkileri aliyorlar. Brooklyn Museum of Art, sergiyi
New York'a getirirken, serginin
icerigi ve yaratabilecegi tartismalari bilerek bu ise girisiyor. Sergi
acilmadan da elestirmenler
kataloglara bakarak makalelerini yaziyorlar zaten. Sensation bu kadar
bilinen bir sergi olsa
da kimse New York gibi bir umursamazlar sehrinden bu kadar farkli
sesin cikabilecegini tahmin etmiyor.
Serginin
icinde yer aldigi Saatci koleksiyonu (h harfini bilerek kullanmiyorum)
benim de bildigim ama
orjinallerini
de merak ettigim bir koleksiyondu. Orjinal islerin insan ustundeki
etkisi cok farkli diye
dusunurum
hep. Bu sergide hayatimda ilk defa, fiziksel olarak basim agridi,
tesaduf belkide. Bazi
islerin
sert oldugunu kabul etmek gerekli. Yine de serginin butunu, bana protesto
gosterilerindeki
heyecani
yasatmadi.
Sergi
Avrupa'daki sanatin donuklugundan sikayet edenler icin oldukca farkli
bir uc ornek. Avrupali
sanatcilarin
hep tekrarladiklari, gunluk hayat referansli donuk, heyecansiz tekduzelik
asilmis bu
sergide
ama ne pahasina? Saatcinin parlak sanatcilari topladigi Turner odulu,
gencler iki yuz metre engelli, ikonoklast
(ikon kirici) yarismasi haline mi gelmis?
Serginin
flas isimilerinden, Damien Hirst'un "sansasyon"a katkisi, bir dizi
yapi bozuma ugratilmis
hayvan
lesini sergilemesi. Iki inegi, ic organlari saglam kalacak sekilde
yedi sekiz parcaya ayiran ve
parcali
bir halde gosteren camekanlara koyan Hirst, insanin tahammul sinirlarini
zorluyor. Tek parca
halinde
duran kopek baligi isi bile diger isler arasinda estetik kaliyor.
(Yazinin gorsel materyalleri
arasina
Queens Astoria'dan, Avrupa isimli bir kasabin vitrininden cektigim
bir tavsan fotografi karismis, o
resim
bu sergiden degil.)Evet, Damien Hirst tartisilmayacak bir isim diyebilirsiniz
ama her
sehrinde
bir Doga Tarihi Muzesi olan, bir ulkede bu isler kanimca biraz
farkli okunuyor.
Gulliani
ve Muze arasindaki tartismasinin tartisilmaz starlarindan biri de
Chris Ofili. Yine ama yeni Turner
odullu,
Tate galerisi cikisli post-koloniyal Ingiliz kardesimiz, Ofili, fil
diskisi kullandigi resimleri
ile
hem kendisi hem de sanat tarihiyle bir guzel dalgasini geciyor. Ortaligi
karistiriyor, iyi yapiyor.
Cogunlukla
muzelerde bekci olarak gormeye alistigimiz zenci arkadaslarimiz, irkdaslari
Chris'i desteklemek icin
hemen sergi koridorlarini dolduruyorlar. Gulliani ve Muze arasindaki
tartismanin diger sonucu da bize "boktan"
bir resmin sanat tarihine nasil kazandirilabilecegini gostermis olmasi.
Cam
kavanozdaki sakalli bebek hala lunaparkta para getiriyor
ise, metroyla yarim saat otedeki Brooklyn'de, Jake & Dinos
Chapman biraderlerin
(belki de heykel
kabul ettikleri) amorfik, cift cinsiyetli, manken bebekleriyle
muzenin bilet parasi girdisine
katkida bulunmasinlar? |
Gunumuzde
hala Coney Island Lunaparkinda sakalli bebek mucizesi
sergiliyoruz diyerek cam kavanoz icinde birseyler
sergileyip para kazanan insanlar var. Cam kavanozdaki sakalli bebek
hala lunaparkta para getiriyor
ise, metroyla yarim saat otedeki Brooklyn'de, Jake & Dinos Chapman
biraderlerin (belki
de heykel kabul ettikleri) amorfik, cift cinsiyetli, manken bebekleriyle
muzenin bilet parasi girdisine
katkida bulunmasinlar? Ilginclik lunaparkta da, muzede de hala bilet
sattiriyor ama nereye kadar?
Sergideki
bir cok isi sahsen begenmesem ya da sert bulsam dahi sergilenme ozgurluklerini
sonuna kadar savunma
hakkimi da tutuyorum. Ya da, sergiyi ifade ozgurlugu acisindan savunsam
dahi diger her acidan elestiri
hakkimi da sakli tutuyorum.
Serginin
alt basligi onemli; "Young British Artists from Saatchi Collection".
Saatci koleksiyonundan Genc Ingiliz
Sanatcilar. Yani sergiye girmek icin Saatciyle tanisiyor olmak yada
sanatci olmak yetmiyor; "genc ve
Ingiliz olmak gerekiyor". Bu cok yetenekli ve yasli olamazsiniz demek
en azindan bu sergi icin. Dogdugunuz yer
onemli degil ama Ingiliz pasaportu sart.
Ingiltere'ye
israrla gitmek istememe karsin, Avrupa'da gezerken, en cok karsilastigim
sergiler "Ingiliz
Sanatcilari"
sergileri oldu. Fransiz sanatcilarini kendi ulkelerinde
bile zor bulurken, Paris'te,
Atina'da
ve simdi New York'ta birer Ingiliz sanatcilari sergisi gezdim yada
gezmek durumunda
kaldim.
Nedir kardesim, Ingiltere sanatta bir patlama mi yasiyor? Sanat tarihciler,
20. yuzyilin sonuna
Ingiliz
sanatcilar damgasini vurmustur mu diyecekler. Zannetmiyorum, cok guclu
bir ucuncu dunya snati var yukselen,
Rus cagdas sanati var ama Ingilizlerle ayni destegi arkalarinda bulamiyorlar
ve bir sekilde guclu kultur
(ekonomi) tarafindan abzorbe oluyorlar.
Sensation'daki
sanatcilar da Ingiliz mi, ya da ne kadar Ingiliz? Ingiliz sanati kavrami
nasil birsey?
Sanat
ve milliyetcilik nasil ve hangi kosullarda bagdasiyor? Nijeryali bir
adamin, Amerikan ya da
Ingiliz
pasaportu almadan sanat ortaminda hic bir sey yapamayacaginin bir
kaniti mi butun bu olan biten? Ya
da koleksiyoncular, kuratorler, ayni Nike'in ayakkabilarini Malezyada
uretip etiketini yapistirmasi gibi,
ucuncu dunyada "fason sanat" mi urettirtiyorlar?
Dunyanin
farkli yoresel kulturlerini temsil eden sanatcilarinin ayni
milli takim formasi altinda
oynamasinin
ulke kulturunun gelisime katkisinin olumlu oldugu muhakkak. Dunya
sehri olmak kozmopolit olmaktan gecse de bu kozmopolitligin ne kadari
zenginlik ne kadari yeni (post- kolonial) kulturel somuru, onu
hesaplamak,
tartismak gerekli gerekli diye dusunuyorum..
Iletisim
ve Sanat
Serginin
katalogunda, elestirilerin hem tabloid gazetelerde hem de sanat dergilerinde
ayni anda yer
almasini
bir basari olarak vurgulaniyor. Ama yine de sunu kolyaca bilebiliyoruz
ki; profesyonel iletisimde, serginin
halkla iliskiler ya da tanitim basarisi tesaduf degil; hem de hic
degil. Cunku serginin
icinden
ciktigi koleksiyon, dunyanin en onemli reklamcilarindan birine, Saatci'ye
ait. Saatci de oyle
siradan
bir reklamci degil, ulkesinide politik reklam kampanyalarini yonlendiren,
iktidarlarin kaderini
etkileyen
bir kisi.
| Sensation'daki
sanatcilar da Ingiliz mi, ya da ne kadar Ingiliz? Ingiliz sanati
kavrami nasil birsey? Sanat
ve milliyetcilik nasil ve hangi kosullarda bagdasiyor? |
Iletisim
bilimindeki gelismeleri de biliyoruz. Profesyonel reklamcilik ve halkla
iliskiler
sirketleri,
musterilerine tanitim garantisinin otesinde algi ve ezber (rating
yada opportunity to
see)
garantisi de veriyorlar. Dolayisi ile siz belli bir parayi kampanyaya
yatirdiginizda, paraniz ile
dogru
orantili sayida kisiyi etkileyebileceginizi de biliyorsunuz.
Iste
bu noktada sanat ve reklamin iliskisi kulaginiza urkutucu gelmeye
basliyabilir. Haklisiniz, ama
politika
ve reklamin iliskisi hala her ulkede mesru. Amerika halen secim harcamalarindaki
dolarlarin
kaynaklarini
tartismakla mesgul. Sanat ve politika, medyayi yogun olarak kullandiklarinda
baska birseye
donusuyorlar.
Iletisimci ve dusunur Mc Luhan bu yuzden,"mecra mesajdir" vurgusunu
yapmis.
Bu
sergi benim su sorulari not almama vesile oldu: Gunumuzde sanatin
gundeme gelebilmesi icin mutlaka sansasyon
mu yaratmasi gerekli? Yoksa sansasyon yaratmak isteyenler mi, artik
sanati kullanmaya
basladilar?
Gundem dedigimiz kavram aslinda baska birsey mi? Bu sorularin genis
cevaplari ise baska bir yazinin
konusu.
Politika
ve Sanat
Gulliani
ve Brooklyn muzesi arasindaki tartimanin asil nedenleri, olaydan sonraki
bir iki gun icinde desifre
edildi.
New York Times dahil butun gazeteler olayi, Eyalet secimlerinde, baskadin
Hillary Clinton
karsisinda
muhafazakar secmenlerin oylarina talip olan Gulliani'nin bir secim
manevrasi olarak
degerlendirdiler.
| Turkiye'de
durumu ne yazik ki biliyoruz; Heykeltras Mehmet Aksoy'un yapitina
hakaret eden
kisi tekrar Belediye Baskani secildi. Sergilerden "nu" resimleri
kaldiran emekli general hala resim yapmaya ve sergi acmaya
devam ediyor.
|
Village
Voice adli haftalik gazetede yayinlanan bir makalede, Baskanin secim
manevrasinin New York sehrindekideki
degil, New York eyaletindeki secmene yonelik oldugu vurgulandi. Anketler
New York
sehrindeki
halkin %60'i belediyenin sergiye mudahalesine karsi ciktigini ortaya
koymustu. Makalede Gulliani'nin,
New York eyaletinin % 60'ini olusturan katolik ve muhafazakar secmene
yonelik olarak boyle bir
tavir aldigi ve bu hareketiyle de demokrat Hillary Clintona karsisinda
muhafazakar bir cephe olusturmaya calistigi
yorumu yapildi.
Basta
da belirttigim gibi baskanin yaptigi cikis kisa vadede Brooklyn sanat
muzesine ve sergiye olan ilgiyi arttirdi,
onumuzdeki gunler de bize bu cikisin politik etkilerini secim sonuclarinin
da yardimiyla somut olarak
gosterecek. Turkiye'de durumu ne yazik ki biliyoruz; Heykeltras Mehmet
Aksoy'un yapitina hakaret eden
kisi tekrar Belediye Baskani secildi. Sergilerden "nu" resimleri kaldiran
emekli general hala resim yapmaya
ve sergi acmaya devam ediyor.
Brooklyn
vakasinda yine bana cok ilginc bir nokta, Gulliani'nin sergiye sert
cikislarindan sonra tum
basinin
olayi tamamen insan haklari ve politik bazinda tartismaya baslamasi.
Konunun sanatsal yada dini boyutunun
tartisilmamasi. Basin ozellikle Gulliani'nin sahsi fikrini, yani bir
eseri begenip begenmedigini, kamuoyu
onunde tartismaya dahi yetkisi olmadigi vurgulandi. Dolayisi ile tartisma
platformu tamamen, net
olarak insan haklari ve fikri ifade ozgutlugu alanina kaydi ve yine
bu alanin icinde cozuldu. Sunu da
belirtmek lazim Gulliani sanata karsi cikislariyla tepki topluyor
ama en azindan siir okudugu icin de basi
derde girip hapis yatmiyor.
Sonuc
Yerine
Politika'da
sinif dinamiklerinin zayiflamaya baslamasindan sonra kulturun giderek
daha fazla onem
kazanmaya
basladigini daha once yazmistim. Dolayisi ile kultur politik
bir denklem haline donusse de
kolayca
algilanamiyor.
Kultur,
sanat, ozellikle de kavramsal sanat ve politika birbirlerine aslinda
uzak gorunen ama
gercekte
cok yakin iki disiplin. Bu iki disiplinin birbiriyle iliskisinin kanitlanmasi
icin araya ucuncu
bir
disiplin olarak medyanin girmesi gerekiyor. Bu tehlikeli uclu formul,
sanat, politika ve medya,
kitlelerle
iletisim kurulmasini saglar gibi gozukuyorsa da, aslinda kitlesel
iletisim mecralari
her
zaman kendi dilini konusuyorlar.
Gunumuzde
yasanan olaylari anlamlandirmak icin farkli katmanli okumalar yapmak
ve her katmani ayri ayri algilamaya
calismak gerekli olabiliyor. Kitlesel mecranin tume varimlarina en
iyi yanit belki de
bireysel
tumden gelimler.
*
genco@istanbulmuseum.org
Ocak
2000 NYC
|