Armani sergisinden Eylul 90/91 gece giysilerinden. Ters durus Dergi'nin secimi. Fotograf Ellen Labenski.

Robert Wilson'la Ayak Üstü Sohbet
Yesim Ozsoy

Guggenheim Müzesi'nden içeri giriyorum. Bir Cuma sabahi saat 11 civari. Basin toplantisi saat 10 buçuk gibi baslamis. Giorgio Armani'nin kostümlerinden biri müzenin muhtesem kivrimli merdivenlerinin basinda havada asili duruyor. Siyah göz alici bir giysi. Hemen altinda birisi konusuyor. Beni ilgilendiren ne giysi ne de serginin ne kadar harika oldugundan bahseden adam.
Giorgio Armani'nin kostümlerinden biri müzenin muhtesem kivrimli merdivenlerinin basinda havada asili duruyor.



 

 

Gözlerim Guggenheim'in tam ortasinda dagilmis kalabalik arasinda Amerikan'in tiyatro gurusu Robert Wilson'i ariyor. Robert Wilson'in daha önce gördügüm fotograflari kafamdan hizla geçerken her birini etrafimda toplanmis gazeteci, sanatçi grubuyla karsilastiriyorum. Bulmam nasilsa çok kolay oluyor. Solumda, biraz evvel bahsettigim havada asili duran giysinin yakinlarinda bir yerde konusanlari dinliyor. Etrafimda çok insan olmamasini hayretle karsiliyorum ve bu tanima aninda sonraki on, on bes dakika bulundugum yere çakili kalip nasil adim atacagimi düsünmekle geçiyor. Sonunda yaklasiyorum ve söylesi yapmak istegimi soyluyorum. Asagi yukari iki katim uzunlugunda olan Robert Wilson benimle hemen konusabilecegini soyluyor ve konusmalar biter bitmez asistanini bulmaya çikiyor. Bu arada onunla video söylesisi yapmak isteyen bir gazeteci eger simdi birseyler sormazsam Wilson'i bir daha bulmanin imkansiz olacagini söylüyor. Bunun uzerine soylesiyi hemen yapmaya karar veriyorum ve ayaküstü sohbet basliyor.

dergi: Armani sergisinin tasarimi size ait. Bu çalismaniz bir tiyatro tasarimindan nasil farkli?
RW: Her halikarda tek dikkat edilecek sey var. Isik, mekan, çizgi ve renk arasindaki iliski.
dergi: Daha önce ne tip sergiler düzenlemistiniz?
RW: Tabii pek çok sergi düzenledim. Ayrica dag tepelerinde, üç boyutlu mekanlarda, sokakta ve pek çok baska alanda çalismalar yaptim. Buradaki fark, burada oyuncular statik. Koreografi sergiyi izlemeye gelen seyirciyle.
dergi: Müzenin iç kismini boydan boya beyaz bir tül kapliyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

dergi: Bu sergiyi postmodern bir sergi olarak tanimlar misiniz?
RW: O nedir?

RW: Bu müzenin tasarimi islerin görülmesini engelliyor. Yukari çiktikça ya da asagi indikçe yukari ve asagi bakiyorsunuz. Bu da dikkati dagitiyor. Bu arada isleri yeteri kadar göremiyorsunuz. Ayni zamanda isik ve spirallik de sagliyor. Bir deniz kabugunun içindeymissiniz gibi.
dergi: Kimi sanatçilar müzenin bu olagan disi yapisini sergilerinin avantajina kullaniyor ama…
RW:…
dergi: Giorgio Armani'yi neden seçtiniz?
RW: Hayatimizin bir parçasi. Bu anlamda beni ilgilendiriyor.
dergi: Bu sergiyi postmodern bir sergi olarak tanimlar misiniz?
RW: O nedir?
dergi: Bunu daha önceki röportajlarinizdan birinde de söylemistiniz.
RW: Evet. Birkaç gün önce yine birisi sordu. Ben de ayni cevabi verdim. Postmodernizmin ne oldugunu bilmedigimi söyledim. O da: 'Nasil olur? Postmodernizmi sen kesfettin' dedi.
dergi: Tesekkürler.
Wilson'a müze ve ticari dükkan arasinda nasil bir fark gördügünü soran gazeteciye Wilson'in cevabi fark göremiyorum oluyor.

Robert Wilson son sözlerinin etkisinde kis kis gülerken soramadiklarima yanarak onu bir Ispanyol bir de Isveçli gazetecinin eline biraktim. Ve telastan en basta yapmam gereken seyi yaptim; sergiyi gezmeye basladim. Gezdikçe de heyecanim giderek törpülenmeye basladi. Birbirinden güzel kostüm renklere göre ayrilmis, müzenin tepesine çiktikça açilan renkleriyle müze gezginlerini karsiliyordu. En tepedeki oda teatral bir yerlestirmeyi andirmasina ragmen, bu oda ve tül disinda baska birsey yoktu. Sadece vitrinleri süsleyen giysiler. Bu sefer müzede…

Vitrin mantiginin baskinligini hissettikten sonra baska bir gazetecinin sordugu soruyla düsüncelerim dogrulaniyor. Wilson'a müze ve ticari dükkan arasinda nasil bir fark gördügünü soran gazeteciye Wilson'in cevabi fark göremiyorum oluyor. Ya siz? Siz bir fark görebiliyor musunuz gerçekten?