Free Gallery adli bir web sitesinde Avsar'in begenilen resmi.
Konu Hülya Avsar degil…
Yesim Ozsoy

Hülya Avsar sanatçilara, pardon aydin kesime cevap vermis geçenlerde Hürriyet'te çikan bir yazida. Kiskaniliyormus, anlasilmiyormus falan filan. Son vukuati bilmeyen yok ama ben yine de burada özetleyeyim.

Isadami Erol Aksoy bir sergi düzenler, açilisa ünlü kadin Hülya Avsar'i çagirir, bu durum ünsüz ama profesör ressam Adnan Çoker'i kizdirir. Taninmayan Çoker taninan Avsar'a hakaret eder, size ne gerek gibilerinden. Vicdani yüksek isadami bir anda kadinlarin koruyucusu kesilir ve taninmayan, ressam, profesör ve yasli Adnan Çoker'i kovar. Olay basinda olay olur… Erol Aksoy elde ettigi ilgiden mutludur, belli etmez. Adnan Çoker rezil olmustur, belli eder. Avsar irrezil olmustur, o kadar çok belli eder ki tüm Türk halki acisini paylasmaya baslar!
Isadami Erol Aksoy bir sergi düzenler, açilisa ünlü kadin Hülya Avsar'i çagirir, bu durum ünsüz ama profesör ressam Adnan Çoker'i kizdirir.


Avsar'in olaylara cevaben yazdirdigi yaziyi okurken bu kadinin nasil olup da bu kadar önemsenecek noktalara geldiginin cevabini aradim sürekli. Konu kendisi ya da kumral saçlari, yesil gözleri degildi. Burada baska birseyler vardi atlanan. Ciddi bir yara vardi. Gizli bir saldirganlik.

Saldriganlik ve yaranin köklerine inmeden evvel biraz gerçeklerden bahsetmek istiyorum. Yani kendimden ve çevremden. En yakin bildigim gerçeklerden. Tiyatroyla ugrasmaya karar verdigim yillardi. Çok sorunluydum. Pek çoklarina göre tiyatro varolmayan bir sanat daliydi. Varoldugunu düsünenler ise deneysel tiyatroyu saçma buluyordu. Ya da bazi aile dostlari ne kadar büyük bir hata yaptigimi anlatirken yoldan çikmis oldugumu ifade eden acili gözlerle bakiyordu. Yine de çok kötü degildi. Eskiye nazaran. Tiyatro yapmasina ailesi izin vermedigi için seneler sonra 50 yasinda evinde saat 10'dan sonra çilgin danslar eden kayip ruhlari bilirim.
Tüm bunlarin arasinda bir de Türkiye'nin genç plastik sanatlar ekibiyle yakindan tanistim son zamanlarda. Genç, dinamik ve küskün insanlar grubu…

1995 ya da 94 yilinin yazini bilirim bir de. Bu kadar buhrandan sonra Ingiltere'ye gitmistim. Insanlara çekine çekine tiyatroyla ugrastigimi söyleyince yüzlerinin aydinlandigini gördüm. Sanki baska bir gezegene gitmissiniz gibi bir his.
Sonra Türkiye'de yapilacak en absürd islere bulasmaya basladim. Performans sanatiyla ilgileniyordum. Daha uçuk kaçik olamazdi. Soyunan, kendini kesen, kendini bantlayan, ya da benim gibi bir yandan siir okuyup bir yandan da vücudunu rujla boyayan bir dolu sapkin çilginla birlikte yaptigimiz seye sanat demekle ugrasiyorduk. Hala da ugrasiyoruz.

Tüm bunlarin arasinda bir de Türkiye'nin genç plastik sanatlar ekibiyle yakindan tanistim son zamanlarda. Genç, dinamik ve küskün insanlar grubu… Kendi aralarinda sert kurallari olan, toplumun genelinde de neyle ugrastigi belli olmayan savasçilar. Resim yapip satarlarsa sanatini satti denilen, baska islerde çalisirlarsa reklamci oldu, sanata ihanet etti denilen ya da ailesinden parasi varsa ailesi zengin o nedenle sanatçi denilen sert ve kisinin sürünmesini, aci çekmesini dileyen bir düzeni kabullenen bir grup.
Bu memlekette sanatla ugrasmaya karar veren her kisi (tabii a la Avsar tarzi bir sanattan bahsetmiyorum) ciddi bir delidir.


Bir de geceleri garsonluk yapip, gündüzleri tezgahtarlik, aksamüstlerini de oyunculuga adamis sahislar var ki onlar da bu insanlar yoksul, hayatta baska bir bok olamazlar o nedenle sanatçi takiliyorlar argümanlarina cevaptir. Ancak zenginler sanatla ugrasabilir lafina da.

Tüm bunlar arasinda dersiniz ki bu kadar derde, özveriye en azindan manevi bir armagan var herhalde, bu nedenle bu insanlar sanatçi olmaya kararlilar… Yok. Öyle birsey yok. Hülya Avsar'a gelen saldirinin da nedeni iste budur. Senelerin Adnan Çoker'inin son on senedir her firsatta televizyonunu, gazetesini, hayatini zapteden bu "sanatçi" kadini kendi, affedersiniz, "çöplügünde" görmeye dayanamamasinin nedeni de budur.

Televole seyredip, Pasa'da göbek atan, kesisen, esrar çeken gençlik, kitap okumamakla övünen arkadaslar, yayin evi sahipleri, bir gecede milyonlar harcayip sanata yatirimda bulunmaktan çekinen para babalari, ise yaramaz Kültür Ateseleri, Kültür Bakanlari, Satanlari, sanatla ugrasan erkek arkadaslariyla dalga geçen yuppie'ler, kullandigi araba kadar olan beyinler, Erol Aksoy da sizin, Adnan Çoker de sizin, Hülya Avsar da sizin ürününüz. Ve bu milletin okuyanina, profesörüne, sanatçisina, biliminsanina sahip çikmamasi da sizden sorulur. Yara budur, saldirganlik buradan dogar.

Bu memlekette sanatla ugrasmaya karar veren her kisi (tabii a la Avsar tarzi bir sanattan bahsetmiyorum) ciddi bir delidir. Ve delilerin de tedaviye degil, sadece olduklari gibi sevilmeye ve kabul edilmeye ihtiyaci vardir. Delilerin en azindan saygiya ihtiyaci vardir. Karin tokluguna